Karizma Haber-karizmahaber.com

Geleceği Bilebilir Miyiz?

23 Ocak 2023 - 8:07
Geleceği Bilebilir Miyiz?

Geçtiğimiz hafta holding patronu bir dostumla yaşadığımız ekonomik krizi konuşuyoruz.

Hemen eleman çıkarıp küçüleceğini, masrafları da kısacağını söylüyor.

Çalışanlarına ve pazarlama çalışmalarına masraf değil, yatırım diye bakması gerektiğini hatırlatıyorum.

Küçülmenin de bir strateji, detaylı bir plan gerektirdiğinin farkında olmadığından mırın kırın yapıp kabataslak hesaplar, anlamsız rakamlar önüme koyuyor. Belli ki kafası karışık…

Soruyorum;

Fabrikanın bir kısmını yıkınca küçülmüş olur musun? Üretim tezgahını kesince masrafın azalır mı?

Çalışanların bina değil, tezgah da, elde tut onları, feda etme diyorum. Onlarla şu anki fabrikandan daha büyüğünü tesis edersin, daha büyük üretim bandı da kurarsın. En değerli ham madden çalışanların diyerek üstüne gidiyorum.

Suratını buruşturup bana piyasada talebin azaldığından, üretim maliyetlerinin arttığından bahsedip bu kez Mayıs’taki seçimleri bahane olarak gösteriyor…

Çalkantılı bir denizde daha organize olmalısın. Senin kaptan güvertesinde, onların makine dairesinde olması fark etmez diyor, aynı gemidesiniz diye hatırlatıyorum.

Bana artan asgari ücreti, vergileri, eleman maliyetlerini, yemek, ulaşım, elektrik giderlerini alt alta yazıp kargacık burgacık rakamlarla izah etmeye çalışıyor…

k diyorum, işten çıkarırsan harcama yapamazlar. Temel ihtiyaçlarını, ekmeği, sütü alamazlar. En temel ihtiyaçlarını gidermek için bile harcama yapamazlarsa sana da para gelmez. Alacağın, vereceğin dönmez diye üsteliyorum…

Parasal ekonomide hem parayı hem de çarkları döndürmek önemli diye hatırlatıyorum.

Ama ben son kullanıcı için üretmiyorum ki. B2B yapıyorum biliyorsun, bu dönemde şirketlere satmakta zorlanıyorum, diyor.

B2B de olsa, satın alma kararını insan veriyor. Son kararı bir kağıt ya da bir damga vermiyor, ikna yöntemlerini çeşitlendirmeye odaklan diyorum.

Dilimin ucuna gelse de tekrar gel bize, iş süreçlerini baştan ele alıp finans yapını gözden geçirip riskini de krizini de yönetelim, pazarlama ve satış süreçlerini yeniden toparlayalım diyemiyorum…

Hemen işçi çıkarma. Önce olası riskleri belirle, sonra bir kriz planı yap. Kurumsal değerlerini hatırla. Laf olsun diye yazmadık onları. Güçlü olduğun yönleri ortaya koy. Kısa ve orta vadeli hedeflerini belirle diyerek kendine getirmeye çalışıyorum.

Rakamlarla oynamayı bırakıp yüzüme bakınca…

Her şeyi kendisinin yapamayacağını hatırlatıp öngörülü olması için gerçekçi ve detaylı yapılandırılmış bir finansal yönetime ihtiyacı olduğunu söylüyorum. Aktiflerini, pasiflerini gözden geçirip bilançolarını analiz ettirmesini, gelir kaynaklarının ayrıştırılmasını, finansman seçeneklerinin tespit edilmesi gerektiğini telkin ediyorum. Kafasına göre değil bütçe ve planlama disiplininin sağlanması, şirket finansallarının doğru ve yorumlanabilir hale getirilmesi şirketinin verimliliği ve devamlılığı için hayati bir özellik diyorum.

Biraz kendine gelir gibi olunca sakince devam ediyorum…

Önce uzman bir ekiple bir yol haritası hazırla, bir uygulama planı koy önüne. Sonra çalışanlarını topla. Yaşadığın zorlukları, o sevdiğin rakamlar desteği ile açıkça anlat diyorum…

Sen ne fedakarlık yapacaksın? Çalışanlarından ne bekliyorsun?

Bu zorlukların birlikte nasıl aşılacağını açıkla. Önce endişeli olanları ikna et. Çalışanlarının her birine değerli olduğunu hissettir. Böyle çalkantılı, dalgalı dönemlerde sabır gerekir. Bu dönemi ancak birlikte atlatabileceğinize inan ve söyle diyorum.

Finansal analizlere göre belki maaşlarını bir miktar azaltmayı önerebilirsin ama kimseyi harcama, işten çıkarmayacağının güvenini ver. Bu dönemde güven herkese iyi gelecek ilaç gibi ihtiyaç diye öneriyorum…

Sanki ilacını almış gibi tansiyonunun normale döndüğünü hissedince devam ediyorum…

O maaşları zaten ihtiyaçları için harcayacaklar. O harcamalar yine sonunda piyasaya ve sana dönecek. Çarklar dönerse sen de işlerini döndürürsün. Aksi halde ocakları söndürürsün. Sen de sönersin diyerek sahte bir rahatlık yaşamaması için hafifçe tehdit ediyorum.

Beklediğim gibi irkiliyor, yüzünü buruşturuyor ama devam ediyorum…

Önce sen lüks masraflarını kıs. Kıyafetlerin, ayakkabıların ölünce kadar yeter. Her sene bir düzine almaktan vazgeç artık. Evdeki aile üyelerinden daha fazla lüks otomobile ne gerek var. Dışarıda yemeyi, davetler vermeyi de azalt. Sevdiğin her şeyi, âlâsını fazlasıyla yedin artık yememek sağlıklı kalmak demek. Sadeleş, aralıklı oruç tut mesela. Egzersiz yap, beynine kan gider, sağlıklı düşünürsün. Sıkıldıkça yurt dışına atma kendini, tasarrufa odaklan biraz.

Sen de kim oluyorsun dercesine bakınca geri adım atmıyor, bastırıyorum…

İşletmenden kazandıkların yeter de artar sana. Şirketindeki kasadan çok daha fazlası var cebinde. Bunun tam tersi olmalı, farklı bir şey yap artık. Fabrika çatını panellerle kapla, GES yatırımı yap mesela. O korkunç elektrik giderlerini azaltır, iki yılda amorti eder, sonra fazlasını satıp kâra bile geçersin.

Kâr lafını duyunca canlanıyor patron…

Şirketinin senden daha çok sermayesi olsun istemez misin? Seni de besler, çalışanlarını da diyorum. Patron alışık olmadığı bu laflara bozulur gibi olsa da devam ediyorum…

Mesela insanları değil verileri ve süreçleri kontrol et artık. Bunun için dijitalleşmeye yatırım yap. Senin makinelerinin birbirleriyle haberleşeceği akıllı bir sistem kur. İnsan hatalarını azalt. İş süreçlerini iyileştir. Böylelikle sen de, çalışanlar da fazla mesaiye kalmaz, zamanında evlerinize dönerler, sevdikleriyle daha çok zaman geçirirler. Servis araçları masrafların, elektrik sarfiyatın da azalır. İş yerinde verimlilik artar, rekabet gücün de diyorum. Bilmiyorsan gel biz tüm bunları senin için yapalım diyemiyorum…

Sanki önerdiklerimi ilk kez benden duymuş gibi bakınca biraz sinirleniyorum…

Enflasyonu bahane edip hemen her şeye kafadan zam yapanlar gibi fırsatçılığa odaklanmak. olmaz. Asıl fırsat, dalgalı dönemlerde eksiklerini tespit edip tamamlamaktır. Mesela çalışanlarının yeteneklerini, bilgilerini artırmaya odaklan. Bu yüzyılın teknolojilerini öğren birlikte. Mesela ürünlerinle rakiplerinden farklılaşmak için inovasyon mu, yoksa iyileştirme mi yapmalısın? İçlerinden hangisinin sana uygun olduğunu sor, söyleyeyim sana diyebildim sonunda.

İşletme körlüğü gibi dost ya da arkadaş körlüğü de bu olsa gerek. Benden ilk kez duyuyormuş ya da yıllardır ne işlerle uğraştığımı bilmiyormuş gibi “Sen?” diye hayretle bakıyor yüzüme…

Aldırmadım, belli ki derdine bir deva aradığı belliydi ve devam ettim…

Sen doktoruna git, ben de işletmene önce bir Check-Up yapayım istersen. Finansal yapın dahil mevcut durumunu bir anlayalım bakalım. Merak etme, tek başıma değilim, işinin ehli dostlarımla şu sınai ürün ve hizmetlerini daha etkili nasıl duyuracağına bi’ odaklanalım. Emin ol, dostlarım ellerinden gelenin en iyisini yapacaklardır sana.

Böylelikle seçimlere göre pozisyon almayı bırakırsın. Kim iktidara gelirse gelsin her şeyi bir anda düzelteceklerini beklemekle vaktini, paranı, enerjini boşa harcamazsın dedim.

Patron dostum bu kadar laf ebeliği karşısında biraz ikna olmuşa benziyor gibiydi ki sonunda ağzından “peki, krizi görmezden mi geleceğiz?” lafı çıktı…

Ben de “asıl kriz, daha farklı, daha iyi bir şeyler yapabileceğimizi hayal etmeyi bırakıp öylece beklemektir” dedim…

Beynine kan gitmeye başlamış olmalı ki silkinip “İyi de Mayıs’tan sonra ve daha sonrasında ne olacağını nereden bileceğiz” diye sordu.

Ben de “gelecekte ne olacağını tabii ki bilemeyiz ama öngörebilir ve bir yol haritası hazırlayabiliriz dedim.  Öngörülen gelecekten geriye doğru stratejik bir plan yapmak ile bugünkü imkânlarınızla geleceği planlamak farklıdır” dedim.

Tamam da, bu farkı bizim çalışanlar nasıl anlayacaklar? Onlara nasıl anlatırız, dedi…

Haklısın, işte bu iki yaklaşım, tamamen farklı bir organizasyon ve kurum içi bir lisan oluşturmak anlamına gelir dedim.

Peki nasıl bir gelişme olacak diye sorunca, 90’larda sıfır hatta eksi sermaye ile başlayıp bugün milyonlarca dolarlık büyüklüğe ulaşan kendisiyle de adlarından sıkça bahsettiğimiz şirketleri hatırlatarak

Bildiğim o ki, öngörülen gelecekten geriye doğru plan yapmayı becerebilen az sayıda işletme ilerlemeye devam eder, dedim.

Ve konuşmamızın başında verdiğim örnek gibi küçülme kararı da, öngörülebilir bir geleceğe ulaşmak da bir strateji gerektirir, diyerek devam ettim.

Tamam da, çalışmaya başladık diyelim. Bizim çalışanlarla tüm bu anlattıklarını nasıl başaracağız diye sordu.

Ben de “asıl mesele, bu stratejiyi hayata geçirebilecek kaynakların ne kadar yeterli olduğunu ölçmek, ilk adımları nereden, kimlerin başlatacağına karar verebilmektir” diye cevap verdim.

Patron dostum henüz net bir karşılık vermedi ama çok yakında nasıl bir karar vereceğini göreceğiz…

Daha önce görüşme yaptığımız bir başka patron dostum gibi “yahu biz bu işler için daha önce çok çalışmıştık ama istediğimiz sonuçları alamayınca yorulup vazgeçmiştik. Şimdi hatırlattığın iyi oldu, tekrar bu konu hakkında düşünüp bir karar vereceğiz” demez umarım.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.